Skip to main content

Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:08 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Tırnak yeme alışkanlığı

Tırnak yemek çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45'e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.
Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri
Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.
Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.
Tırnak yemek bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.
Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.

Tırnak yemek daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

Tırnak Yeme Tedavisinde alınabilecek önlemler
  • En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse;
  • Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli
  • Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.
  • Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.
  • Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.
  • Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir.
  • Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.
  • Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir.
  • Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.
  • Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:08 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Mantarların insan yaşamındaki önemi nedir? Bitkiler aleminin Mycophyta bölümünü oluşturan mantarlar olmasaydı belki de yaşayamazdık. Çünkü dünyanın hayat devrinde mantarların çok önemli fonksiyonları vardır. Bizler için, mantarlar aleminin bir kısmını oluşturan makromantarlar denildiğinde, akla ilk önce zehirli mantarlar, daha sonra yenilebilir mantarlar gelir. Onları güncel kılan da bu özellikleridir. Ancak bu varlıkların doğadaki pozisyonları gözönüne alındığında, onları asıl önemli kılan, ölü veya canlı organik maddeleri parçalamaları ve böylece karbon - azot devrinin sürdürülmesinde çok büyük bir rol oynamalarıdır.
Mantarların,zehirlenmelere, cilt ve diğer hastalıklara sebep olarak insana doğrudan zararlı etkileri olabilen bir çok türü vardır. İnsan için faydalı olan bitkiler üzerinde parazit olmalarının sonucu ekonomik kayıplara sebep olmakla dolaylı zararları da vardır. Bazı mantarlar ise insana, mesela mayalama endüstrisinde, çok değerli hizmetler verirler. Ferment denilen bazı maddeler oluşturarak, şekeri alkol ve karbon dioksite dönüştürür, bu mantarlar uzun zamanlardan beri alkollü içkiler üretiminde kullanılmıştır. Mayalanma olayı, bazı bakteriler, maya ve küf mantarları tarafından me dana getirilmektedir. Eskiden, mayalama işlemi tabi yolla gerçekleştiriliyordu. Bugün gelişmiş olan teknikler sayesinde tek bir mikroorganizmanın kültürü yapılabilmektedir ve bunlar kullanılmak suretiyle kaliteli ürünler elde edilmektedir. Görülüyor ki bu endüstri mayalanma oluşturan mantarlara bağlıdır. Bunlar arasında en önemlisi Saccharomyces cerevisiae' dir. Maya mantarları lüzumlu mayalanmayı sağlamak üzere ekmek yapımında da kullanılmaktadır. Maya mantarlarınının başka türleri meyve sularından şarap imalinde, süt endüstrisinde muhtelif süt ürünlerinin üretiminde kullanılır. Bakterilerden başka, bazı peynirlerin olgunlaştırılmasında Penicillium cinsinden küf mantarları önemli rol oynarlar, bu peynirlerde küf mantarı peynirin içinde gelişir ve boz renkli damarlardan ibaret bir ağ teşekkül ettirir. Bazı peynirlerde bu damarlı oluşum yalnız yüzeyi örter. Bununla beraber en büyük keşif, mantarlardan elde edilen bilhassa "penisilin" adı verilen antibiyotiklerdir. Penisilin, Penicillium notatum dan elde edilmiştir, halen bir çok bulaşıcı hastalığın tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır.

Mantarlar tabi çürümede aktif bir rol oynarlar ve bu şekilde insan faaliyetle- rinin bir çok sahasında dolaylı etkide bulunurlar. Organik artıkların çürümesi bakterilerin ve mantarların, bilhassa küçükk mantarların beraber faaliyeti ile gerçekleşmektedir. Mikroskobik olan bu mantarlar toprakta her yerde çok fazla sayıda bulunurlar. Ormandan ve tarladan, hangisinden olursa olsun, her türlü toprak bu canlıların sporları ve hüfleri ile doludur. Toprak mantarları, karbon dioksit depo ederek ve çeşitli kimya olaylarına sebep olarak önemli bir mekanik rol icra ederler. Bunlar bitki kalıntılarının parçalanmasına, gübrelik harcın meydana gelmesine, bazı tarım ürünlerinin muamelesine iştirak ederler. Nihayet su mantarları, kirlenmiş suların yarı temizlenmesinde kısmen yardımcı olurlar.
Böyle iyi yönde ve insan için faydalı tarafları yanında, mantarlar çok tehlikeli düşmanlar da olabilirler ve insanlar bunlara karşı nasıl mücadele edeceğini kestiremez. Mantarlar tarafından sebep olunan zararlar birçok şekilde açıklanabilir, mesela parazit mantarlar ekonomik bakımdan değerli bitkilerde ve hayvanlarda, hatta insanlarda zarar meydana getirirler. İnsan vücudunda mantarların parazit olması, çeşitli deri hastalıklarına ve genel rahatsızlıklara sebep olabilir. Bunlar, eğer sporları kan dolaşımına girerse solunum sistemi ve işitme hastalıklarını tahrik ederler. Böyle hastalıklar hayvan ve insanlarda yaygındır. Bilhassa balıklar su küf mantarlarına hassastırlar, su küfleri bulaşmış oldukları deri dokusuna yerleşir ve tedrici olarak canlıda tamamen yayılır. Böceklere hücum eden diğer küf mantarları da insektisid (böcek ilacı) olarak kullanılabilmektedir.
Mantarların, ekonomik olarak önemli bitkilerde parazit olması ile sebep olunan zarar pek büyüktür, çünkü bunlar verimi azaltır veya belli bazı bölgelerde bazı bitkileri yetiştirmeyi imkansız kılarlar.Bu mantarlar, bitki hastalıkları ile uğraşan Fitopatoloji ilminin konusuna girerler.
Küf mantarları tohumların ve fideciklerin işe yaramaz hale gelmesine yol açarlar, aynı zamanda patates ve asmalarda tehlikeli hastalıklara sebep olurlar. Yanıklık hastalıkları mesela buğdayı ve mısırı tarlada tahrip edebilir. Buğday pası mantarı (kınacık) tarafından buğday üretiminde büyük kayıplara uğranılmaktadır, çeşitli pas mantarları başka bitki türlerine de hücum ederler fakat tabidir ki meydana gelen zarar buğdaydaki kadar ekonomik önemde değildir. Bilhassa külleme hastalıkları önemlidirler; şerbetçi otu, gül, meşe ve asmalar gibi bir çok bitkinin yüzeyinde un gibi, ince bir beyaz tabaka meydana getirerek zarar yaparlar. Meyveler de siyah ve esmer çürüklüğe sebep olan mantarların hücumuna uğrarlar.

 Bazı mantar türleri ağaçların iğne yapraklarına zarar verirler ve dökülmelerine sebep olurlar. Claviceps purpurea meşhur bir zararlıdır. Odun tahripçisi mantarlar da tehlikelidir, bunların miseli ağaçların odun dokusuna nüfuz eder ve nihayet onları çürütür ve öldürür. Ağaçlara hücum eden başka türler de vardır, fakat en yaygın olanı bal mantarı (Armillaria mellea), orman ve bahçe ağaçlarını istila eden en zararlı parazitlerden biridir. Çok korkulan diğer bir mantar ev mantarı (Serpula (Merulius) lacrimans) dır, bu mantar binalarda kuru çürüklüğe sebep olur.

Yenen mantarlara gelince, bunlar ağaçlıklarda, kırlarda ve tarlalarda toplanabilirler, ticari olarak yetiştirilebilirler.
Makromantarlar ayrıca yüksek bitkilerin köklerine girmek suretiyle oluşturdukları mikorriza denilen yapı açısından da önemlidirler. Çünkü böyle bir ortaklık kurulduğunda mutallistik bir simbiyoz sözkonusu olur. Yapılan araştırmalara göre mikorrizalı bitkiler; fosfor, kalsiyum ve potasyumu daha fazla miktarlarda alırlar ve bu nedenle de gelişmeleri diğerlerine nazaran daha iyi olur.
Görülüyor ki mantarların önemi insan faaliyetlerinin birçok alanında ortaya çıkmaktadır ve hayal edebildiğimizden daha büyüktür. Her yerde mevcut bulunmalarından ve çok aşırı sayıda olmalarından dolayı mantarlar Dünyanın hayat devrinde önemli rol oynarlar.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:07 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Günlük Hayatta ulaşımın düzenlenmesi ve denetlenmesi ile ilgilenen kurumlar, İl Merkezlerinde Valilikler, Ulaşım Kordinasyon Merkezleri, İl Ve İlçe Trafik Denetleme Şube Müdürlükleri,Belediyeler olarak sıralanabilir.

Ülke Genelinde ise Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü sayılabilir
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:07 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Başkentleri Orta Asya'da Karakurum yakınında Ötüken kentiydi.
Devletin kuruluşunda kağan, Bumin'di.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:07 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Eskiden daha insan gücüne dayalı bir hayat vardı.. elektrikli aletler yokken kömür ütüleri, elde yıkanan çamaşırlar ve odun fırınları vardı.. aydınlatmada ise gaz lambaları, çıralar ve mum kullanılıyordu..
ihtiyaçlar mübadele usulü giderildiği için herkes sadece ihtiyacı olan şeyi alıyordu..

Doğadan aydınlatma,ısınma,ve yemek pişirme alanında daha çok faydalanılıyor, şimdiki elektrikli aletlerin yaptığı işler se insan ve hayvan gücüne dayalı olarak yapılıyordu.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:07 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Yazılı kompozisyon en az 3 bölümden oluşur. Bunlar; giriş, gelişme ve sonuç bölümleridir.

Giriş bölümü: Verilen bir konuyu açıklayabilmek için önce açıklanması gereken düşünce bulunur ve bu düşünce giriş bölümünde belirtilir. Giriş bölümü kompozisyonun en kısa bölümlerinden biridir. Bu bölümde sadece açıklanması gereken düşünce belirtilir. Bu bölümde örnek verilmez ve açıklama yapılmaz. Kısa ve öz bilgi verilmelidir. Ayrıca giriş cümlelerinde noktalama işaretlerine de dikkat edilmelidir.

Gelişme bölümü : Gelişme bölümünde, giriş bölümünde belirtilen düşünce geniş bir şekilde açıklanır. Bu bölümde örnek verilmesi gerekiyorsa örnek verilir. Ancak örneğin diye başlanılmaz, örneğin sözcüğü kullanılmaz. Verilen örnek birden fazla olmamalıdır. Gelişme bölümü bir paragraftan fazla olabilir. 1.paragrafta anlatılan konunun devamı gibidir ama daha geniş ve açıklayıcı bir şekilde olmalıdır.

Sonuç bölümü : Sonuç bölümünde, giriş ve gelişmenin ortak düşüncesi yani ana düşünce yazılır. Bu bölüm yazılı anlatımın diğer kısa bölümünden biridir. Bu bölümde de dikkat edilmesi gereken önemli özellik fazla ayrıntıya girmemektir.Yine kısa ve öz olmalıdır
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:06 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Bu sorumuza EVET diyenler doğru cevap mı verdiler? Hemen sazan gibi atlamayın aslında tam anlamıyla doğru cevap vermiş sayılmazsınız. [Resim: msn_happy.gif]

Bugün kötü bir tecrübe yaşadım, bir iki konu öncesinde Ankara'dan Malatya'ya midye götüreceğimi yazmıştım. Ha o midyelerin 2-3 tanesini yedim şuan hastanedeyim. ?[Resim: faint.gif]
Hop hemen sektirmeye başlamayın, çünkü o midyelerden tek zehirlenen benim ?midyeler tek başına suçlu değil yani.

Bilirsiniz ki süt ürünleri ile deniz ürünlerinin beraber tüketilmesi tavsiye edilmez. Tüketen var mı, evet çok fazla hemde. Deniz ürünü taze ise zehirlenme riski yok gibi bişey.

Peki ben nasıl zehirlendim?

Midyeyi yedikten hemen sonra süt içmem zehirlenmeme sebep oldu. Balık ve süt ürünlerini çocukluğumdan bu yana hiç beraber tüketmemiştim. Bir anlık dikkatsizliğim ve unutkanlığım hastanede sabahlamama  sebep oldu. Siz siz olun süt ürünleri ile deniz ürünlerini beraber tüketirken dikkatli olun. Sonuçları kötü olabilir.

Daha detaylı bilgi için aşadaki metni inceleyin.
 
Alıntı:Alıntı YapAlıntı [Resim: 12885_a3-300x200.jpg]

Balık ve süt besin değeri yönünden oldukça önemli ürünlerdir. Ama ikisinin tüketilmesiyle ilgili bilinmesi gerekenler vardır. Balıkta birçok vitamin ve mineral vardır. Aynı durum süt için de geçerlidir. Sütün içinde de birçok vitamin ve mineral vardır. Ama ikisinin ortak noktası protein bakımından zengin olmalarıdır. Balıktan alınan proteinden sonra süt içilirse sütten de protein alınır ve bu oran vücut için fazla olur. Buna histamin zehirlenmesi denir.
Balık mutlaka taze iken tüketilmelidir. Bayat balık tüketmek tek başına zehirlenme sebebidir. Taze balık yedikten sonra taze süt içmek zehirlenmeye sebep olmaz. Ama her ikisinin de taze olduğundan emin olmak çok önemlidir. Çünkü balıkçı tezgahlarından alınan balıkların kaç günlük olduğu tam bilinemez. Bu yüzden balığın taze olup olmadığı anlamak için alınırken çok iyi gözlemlenmelidir. Balığın gövdesinin diri, gözlerinin çıkık ve canlı, solungaçlarının kıpkırmızı olmasına özellikle dikkat edilmelidir. Balık bayat ise gözleri mat, çukur, derisi cansız ve solungaçları da kırmızılığını kaybetmiştir.

Süt ürünlerinin tazeliği de en az balık ürünleri kadar önemlidir. Özellikle pastörize sütlerin soğuk zincir bozulmadan tüketiciye ulaşıp ulaşmadığından emin olunamayabilir. Yine sütçüden alınan sütün ne zaman sağıldığını bilmek gerekir. Sütün bozuk olup olmadığı kaynatılma esnasında ortaya çıkar. Kaynama esnasında süt kesilir. Ama kaynatılmadan süt içilmek istenebilir. Özellikle pastörize sütlerin bozulduğu daha zor anlaşılır.
Tüm ihtimaller göz önünde tutulduğunda balık yedikten sonra süt içmek tehlikeli olabilir. Bunun için en iyisi balık yedikten belli bir süre sonra süt içmek en mantıklısıdır. Balık yedikten sonra süt içmek için belirlenen süre ortalama 8 saattir.

[Resim: 12885_a2-300x113.jpg]
Balık tüketildikten sonra süt tüketildiğinde zehirlenen kişiler şu belirtileri yaşarlar:
1- Mide bulantısı
2- Kusma
3- İshal
4- Karın ağrısı
5- Titreme
6- Üşüme
7- Cilt renginin solması


Eğer bu belirtilerden bazıları da olsa yoğun bir şekilde yaşanıyorsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak da fayda vardır. Zehirlenme belirtileri hemen görülebileceği gibi birkaç gün içinde de görülebilir. Zehirlenmenin boyutuna ve seyrine göre tedavi süreci değişir.

Türk sofralarında yoğurt genellikle yerini alır. Balık yerken yoğurt yemek tehlikeli mi sorusu akıllara gelebilir. Çünkü yoğurt da bir süt ürünüdür. Balığın yanında yoğurt yemek iyi bir fikir olmayabilir. Özellikle de balığın tazeliğinden şüphe duyuluyorsa yoğurt kesinlikle yememek gerekir.

Süt ürünleri olan peynir, sütlü tatlılar ya da dondurma yerken de dikkatli olmak gerekir. Sadece dondurmanın sütten yapılmamış olma ihtimali vardır. Şekerli su ve meyvelerden yapılan dondurmalar yenilebilir. Ama sütten yapılan dondurmaların yenmesi için yine aynı soru gündeme gelir. Balık taze mi değil mi? Balığın taze olduğundan emin olunmuşsa bu defa da dondurmanın taze olup olmadığından emin olmak gerekir. Özellikle dondurmanın soğuk zincir bozulmadan ulaşmış olması çok büyük önem arz eder. Erimiş tekrar donmuş dondurmalar kesinlikle tüketilmemesi gerekir.

Balıkçı tezgahlarından ve marketlerden alınan balıkların yanında bir de konserve balıklar da her mevsim tüketilmektedir. Bu balıkların da son kullanma tarihlerine çok dikkat etmek gerekir.
"Balık Yedikten Sonra Süt İçmek Zehirler mi?" sorusuna en net cevap balığın ve süt ürünün taze olduğundan emin olmak ve ona göre tüketmektir. Eğer balığın ve süt ürünün taze olunduğundan balık yedikten sonra süt içmek zehirlemez. Ama balık bayat ise süt ve süt ürünleri zehirler.
Balık yedikten 8 saat sonra süt ve süt ürünleri tüketmek en sağlıklısıdır.


Kaynakça:
https://www.abcsaglik.xyz › Sağlıklı Beslenme › Zehirlenme
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:06 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Güzel bir soru değil mi ? Şimdi midyeci Ahmet'i aradım ve aldığım cevap günlük tüketilmesi yönünde, soğuk muhafaza etme imkanınız yoksa tavsiye etmiyoruz diye cevapladılar. Midyenizi hazırlanan yerde tüketmeniz tavsiye olunur.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:06 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Eskiden insalar alışverişi takas yolu ile yapıyorlardı. Para icad edildikten sonra alacağı ve ya satacağı ürünün kolay bulunup bulunmadığına göre takasta kıymetinin ne kadar göz önüne alınarak belirli bir değer verilmiştir. Sonra Lidyalılar ona göre demir para icat ettiler. Paranın hepsi aynı değerde değildi. Yakasda ne kadar değerli ise o değerde mala fiyat belirlediler.
Yazar: TheLost
07-11-2025, 06:06 AM
Forum: Soru - Cevap
Yorum Yok
Atatürk'ün Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesini kurmasındaki amacı nedir? Atatürk'ün ulusal kültürün oluşması için ana öğeler olarak gördüğü tarih ve dil çalışmalarını yürütmek, dil devrimini gerçekleştirmek amacıyla birbiri arkasına "2" ayrı dernek kurulmuştu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu. Ancak çalışmalar bu kurumlar aracılığı ile sürdürülürken bir yandan bunların desteklenmesi, öte yandan verilerin uygulamaya konularak sonuçlarının salt bilimsel açıdan değerlendirilmesi ve giderek tarih araştırmaları ile özleşen Türkçeyi topluma kazandırabilmek için bu konuların uzmanlarının ve öğretmenlerinin yetiştirilmesi de gerekiyordu. Bilimsel araştırmaların yanıbaşında öğretim de yapacak olan böyle bir kurum, aynı zamanda akademik bir kuruluş olacaktı.
Bu nedenle 1935 yılında Başkent Ankara'da adını doğrudan doğruya Atatürk'ün koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin açılması yoluna gidilmişti. Bununla ilgili kuruluş yasasının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülmesi sırasında Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan böyle bir fakülte kurmadaki amacı şöyle belirtmişti:
"Atatürk'ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara'da bir fakülte açılacaktır. Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içerisinde bilim dünyasının gözü önüne bu hakikatleri sermeye çalışacaktır."
Fakültenin kuruluşunu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise "2" ayrı gereksinme vurgulanmıştı: "Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile işleyecek bir inceleme ve araştırma kurumuna olan gereksinme, öte yandan orta öğretim kurumlarımıza ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve en yeni anlayışlarına göre haırlanmış öğretmen yetiştirmek..."
Böylece 9 Ocak 1936'da Atatürk'ün de katıldığı büyük bir törenle öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma ve yaymanın dışında Tarih Kurumu, ile Dil Kurumu'nun çalışmalarını da birlikte değerlendirip senteze varmaya da çalışacaktı.

Atatürk'ün ulusal kültürün oluşması için ana öğeler olarak gördüğü tarih ve dil çalışmalarını yürütmek, dil devrimini gerçekleştirmek amacıyla birbiri arkasına "2" ayrı dernek kurulmuştu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu. Ancak çalışmalar bu kurumlar aracılığı ile sürdürülürken bir yandan bunların desteklenmesi, öte yandan verilerin uygulamaya konularak sonuçlarının salt bilimsel açıdan değerlendirilmesi ve giderek tarih araştırmaları ile özleşen Türkçeyi topluma kazandırabilmek için bu konuların uzmanlarının ve öğretmenlerinin yetiştirilmesi de gerekiyordu. Bilimsel araştırmaların yanıbaşında öğretim de yapacak olan böyle bir kurum, aynı zamanda akademik bir kuruluş olacaktı.
Bu nedenle 1935 yılında Başkent Ankara'da adını doğrudan doğruya Atatürk'ün koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin açılması yoluna gidilmişti. Bununla ilgili kuruluş yasasının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülmesi sırasında Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan böyle bir fakülte kurmadaki amacı şöyle belirtmişti:
"Atatürk'ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara'da bir fakülte açılacaktır. Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içerisinde bilim dünyasının gözü önüne bu hakikatleri sermeye çalışacaktır."
Fakültenin kuruluşunu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise "2" ayrı gereksinme vurgulanmıştı: "Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile işleyecek bir inceleme ve araştırma kurumuna olan gereksinme, öte yandan orta öğretim kurumlarımıza ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve en yeni anlayışlarına göre haırlanmış öğretmen yetiştirmek..."
Böylece 9 Ocak 1936'da Atatürk'ün de katıldığı büyük bir törenle öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma ve yaymanın dışında Tarih Kurumu, ile Dil Kurumu'nun çalışmalarını da birlikte değerlendirip senteze varmaya da çalışacaktı.

Hoşgeldin, Ziyaretçi

Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Forumda Ara

Forum İstatistikleri

Toplam Üyeler 44
Son Üye OLiVIAtUrNER467
Toplam Konular 5,193
Toplam Yorumlar 5,311

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 7 aktif kullanıcı var.
(0 Üye - 7 Ziyaretçi)

Son Yazılanlar

Diablo 4 Season 13 No PTR...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:07 AM
Yorum 0 Okunma 21

EZG.com: Your Go-To Platf...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:06 AM
Yorum 0 Okunma 8

ARC Raiders Week 24 Trial...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:05 AM
Yorum 0 Okunma 5

Path of Exile 3.28 Mirage...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:05 AM
Yorum 0 Okunma 10

EZG 2026 April Coupon Lis...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:04 AM
Yorum 0 Okunma 8

Master MLB The Show 26 Mi...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:02 AM
Yorum 0 Okunma 8

IGGM: WoW TBC Classic Fal...

Son Yorum: makabaka 04-16-2026, 03:00 AM
Yorum 0 Okunma 4

Diablo 4 Season 13 No PTR...

Son Yorum: makabaka 04-15-2026, 02:37 AM
Yorum 0 Okunma 19

EZG.com: Your Go-To Platf...

Son Yorum: makabaka 04-15-2026, 02:29 AM
Yorum 0 Okunma 19
Task